http://ahmetturkan.blogcu.com

RECEP AYI VE REGAİP KANDİLİ

25/6/2009 · Kategori: islami

Bu gece, Receb ayının ilk Cuma gecesi, yani Regâib Kandili’dir. Çünki, Allahü teâlâ, bu gecede, mü’min kullarına, ragîbetler, ya’nî ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan düâ red olmaz ve nemâz, oruc, sadaka gibi ibâdetlere, katkat sevâb verilir. O geceye hurmet edenleri afv eyler. Receb ayının her gecesi kıymetlidir. Her Cum’a gecesi de kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, dahâ kıymetli olmakdadır. Regâib gecesinin kıymeti, çeşidli hadîs-i şerîfler ile bildirilmişdir. 
 
Mubârek geceler, islâm dîninin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, ba’zı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, düâ ve tevbeleri kabûl edeceğini bildirmişdir. Kullarının çok ibâdet yapması, düâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebeb kılmışdır. Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle nemâzı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zemândır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri ta’kîb eden gecelerdir. Bu geceleri ihyâ etmeli, ya’nî kazâ nemâzları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, düâ, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslimânları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günâh işlememekle olur.

Receb ayı, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli idi. Bu ayda muhârebe etmek günâh idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, mürecceb, mu’azzam, muhterem, kıymetli demekdir. Fârisî (Enîsülvâ’ızîn) kitâbında diyor ki, (Îsâ “aleyhisselâm” zemânında bir genc, güzel bir kıza tutulmuşdu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zemân sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluşdular. Soyundular. Genç, pek sevincli idi. Ansızın, pencereden hilâli [yeni ayı] gördü. Bu hangi aydır dedi. Kız, Receb deyince, genc toparlandı. Giyindi. Kız şaşırıp, ne oluyorsun dedi. Genç, babalarımdan işitdim. Receb ayında günâh işlenmez. Bu aya saygı gösterilir deyip, özr diledi ve evine gitdi. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahy gönderip, olanları bildirdi. Bu genci ziyâret et! Selâmımı söyle buyurdu. Genç, Receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir Peygamberin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” kendine gönderildiğine sevinerek îmân etdi. İyi bir mü’min oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebi ile, îmân şerefine kavuşdu.)
 
Türkiyede ve birçok islâm memleketlerinde, bir asrdan beri, Abdüllahın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar. Regâib gecesine böyle ma’nâ vermek doğru değildir. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” dokuz aydan önce dünyâyı teşrîf etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksânlık ve kusûrdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusûrsuz olduğu gibi, Âmine valdemizi “rahmetullahi teâlâ aleyhâ” nûrlandırdığı zemân da, noksân ve kusûrlu değildi. Bu zemânın noksân olması, tıb ilminde ayb ve kusûr sayılmakdadır. Bu gece, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”in babasının evlendiği gece değildir. Böyle söylemek yanlıştır.
 
İslâmiyyetin ilk zemânlarında ve islâmiyyetden evvel, Receb, Zil-ka’de, Zil-hicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. (Rıyâd-un-nâsıhîn) kitâbı, ikinci bâbı, sekizinci faslında buyuruyor ki, (Zâhidî ve Alî Cürcânî tefsîrlerinde ve birçok tefsîrde yazıyor ki, islâmiyyetden evvel, arablar, Receb veyâ Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların yerini değişdirir, ileri veyâ geri alırlardı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hicretin onuncu senesinde, doksanbin müslimân ile vedâ’ haccı yapdığı zemân: (Ey Eshâbım! Haccı tam zemânında yapıyoruz. Ayların sırası, Allahü teâlânın yaratdığı zemândaki gibidir!) buyurdu). Abdüllahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi. Receb ayı, Cemâzil-âhır yerinde idi. Ya’nî bir ay ileride idi. O hâlde, nûr-i Nübüvvetin, Âmine “rahmetullahi teâlâ aleyhâ” valdemize intikâli, şimdiki Cemâzil-âhır ayındadır. Regâib gecesinde değildir.
 
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
 
Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Receb ayına ikrâm edene, saygı gösterene, Allahü teâlâ, dünyâda ve âhıretde ikrâm eder.
 
Recebin ilk Cum’a gecesini ihyâ edene [saygı gösterene], Allahü teâlâ kabr azâbı yapmaz. Düâlarını kabûl eder. Yalnız, yedi kimseyi afv etmez ve düâlarını kabûl etmez: Fâiz alan veyâ veren, müslimânları aşağı gören, anasına, babasına eziyyet eden, karşı gelen çocuk, müslimân olan ve islâmiyete uyan kocasını dinlemiyen kadın, şarkı ve çalgıcılığı san’at edinenler, livâta ve zinâ edenler, beş vakt nemâzı kılmıyanlar. (Bunlar, bu günâhlardan vaz geçmedikce, tevbe etmedikce, düâları kabûl olmaz. Ananın, babanın, kocanın, hiç kimsenin, dine uymıyan emri dinlenilmez, yapılmaz. Fekat, anaya, babaya, yine tatlı söylemek, onları incitmemek lâzımdır. Ana baba kâfir ise, onları kiliseden, meyhâneden, sırtda taşıyarak bile, geri getirmek lâzımdır. Fekat, oralara götürmek lâzım değildir.)
İbni Âbidîn “rahmetullahi teâlâ aleyh” beşinci cild, ikiyüzaltmışdokuzuncu sahîfede buyuruyor ki, (Anayı, babayı ve kadının zevcini, adları ile çağırması tahrîmen mekrûhdur, küçük günâhdır. Ta’zîm ile, saygı anlatan kelimeler ile ve yanına giderek çağırmaları lâzımdır. Uzakdan, yüksek sesle çağırmamalıdır).
 
Peygamber efendimiz "aleyhisselâm", Receb ayındaki ibâdetlerin faziletini anlatıyordu. Yaşlı bir zat, “Yâ Resûlallah! Receb ayının tamamını oruçlu olarak geçirmeye gücüm yetmez.” deyince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: Sen, Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut! Hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar on misli ile yazılır. Fakat, Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesinden gâfil olma!

Kalıcı Bağlantı Yorum (1)

VEDA HUTBESİ

24/5/2009 · Kategori: islami

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

TSK güven anketi nasıl yorumlanmalı?

4/5/2009 · Kategori: MAKALE

Anketlerde ordunuza güveniyor musunuz sorusuna yüksek oranda evet cevabı çıkıyor. Prof. Dr Nevzat Tarhan'a göre bu sosyal vaka iyi yorumlanmalı. İşte ilginç psiko sosyal yorum:


04 Mayıs 2009 07:30
Orduya güvenle ilgili anketleri nasıl yorumlayacağız?

Son günlerde ciddi spekülasyonlar içinde bulunan ordumuz yıpranmadan sorunların aşılması için özenli tartışmak gerektiğini unutmamamız gerekir.

Bir taraftan “Devletin gücü olan ordunun yaptığı haksızlıklara demokratik karşı koymanın vatandaşlık görevi” olduğu ilkesi… Diğer taraftan kutsallaşmış peygamber ocağı olarak tanımlanan bir ordu.

Güvenlik ve özgürlük arasında dengeyi nasıl koruyacağız? Haksızlığa susan kişi o gücün yaptığı haksızlığa ortak olmuş demektir.

Başka bir ordumuz yok
Bir hane düşününüz ki onu bekleyen güvenlik gücüne hane halkının güveni yok. O evde rahat uyuyamazsınız. Yahut arabanızın şoförü arabayı kullanıyor ve ona güvenmek zorundasınız yahut ta arabayı terk edeceksiniz.

Bu sebeple anketlerde ordunuza güveniyor musunuz sorusuna yüksek oranda evet cevabı çıkıyor.

Aslında bu sorudan anlaşılan ‘Ordumuzun fiziksel gücüne güveniyor musunuz?’ tanımıdır. Bu anlamdaki soruya cevap % 80’in altında ise sorun var demektir.

Anketörler doğru bilgiye ulaşmak istiyorlarsa soruları şöyle sormalılar;

“Ordumuzun terörle mücadelede uyguladığı politikalara güveniyor musunuz?
Ordumuzun irtica tehdidi konusundaki politikalarına güveniyor musunuz?
Ordumuzun Türkiye’yi çağdaş refah seviyesine ulaştırmak için üzerine düşeni doğru yaptığına güveniyor musunuz?
Ordumuzun insan haklarına saygı konusunda çağa uygun çabalarına güveniyor musunuz? Ordumuzun güvenlik politikalarında Türk toplumunun büyük çoğunluğuna güven verdiğini düşünüyor musunuz?
Ordumuzun dış düşmana korku verdiği inancına katılıyor musunuz?
Ordumuzun kendi içinde yasadışı çetelerin olmadığı beyanına katılıyor musunuz?
Ordumuzun darbeyi seçenek olarak gördüğü halde müdahale etmeyeceğine dair güveniniz var mı?”

LAW silahları konusunda bilgi saklandı mı?
Law veya Türkçe ifade ile lav silahı için Genel Kurmay Başkanımız bize bu silah değil mühimmattır diye uzun uzun anlattı. Aslında bilgi sakladı. LAW (Ligh Antitank Weapon) karşılığı bir kelime ve askeri literatür de hem silah hem mühimmat olarak geçer. Zaten ‘Weapon’ İngilizce de silah demektir.

Bu yanlış bilgi Türkiye’nin yakın tarihini aydınlatacak ETÖ davasını zaafa uğratacaksa bunun Sayın Başbuğ neden yaptı? Asıl halkı yanlış bilgilendirmek bilgi verene güveni zayıflatır.

Terörle mücadele de şüpheler neler?
12 Eylül 1980 öncesi TSK bir yıl boyunca “Yönetimin başına geçinceye kadar görevimi yapmam” diyerek anarşik olaylara müdahale etti. Darbe sonrası bir günde anarşi bitti.
Aynı şekilde Güneydoğu da birkaç bin teröristle mücadele de İspanya örneği gibi sosyopsikolojik ve doğru güvenlik yöntemlerini uygulama yapılmıyor. Jandarma Genel Komutanı Güneydoğu’ya çadır kurup ‘ya terör bitecek ya ben biteceğim’ gibi ciddi bir kararlılık göstermiyor ‘pasif obstruksiyonlar’mı yapılıyor? diye ciddi bir şüphe kamuoyunda oluştu.

Acaba 12 Eylül öncesi gibi “Yönetimin başına geçmeden terörle ilgili ciddi çaba harcamam” tarzındaki darbeci zihniyet mi var, teröre yeterince asılmıyor?

Bu sorulara cevap verilemedikçe ve gereği yapılmadıkça çok sevdiğimiz ordumuzu yanlış güvenlik politikalarının yıprattığını görebileceğiz.

Orduya güveni artırmak istiyorsak yukarıda saydığımız kuşkuları gidermekten başka yol yoktur.
NEVZAT TARHAN - HABER 7
ntarhan@gmail.com

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

SEÇİMLER SONRASI YOL HARİTAMIZ

17/4/2009 · Kategori: MAKALE

Türkiye zor zamanda bir seçim süresi yaşadı. Hep birlikte tercihlerimizi yaptık. Seç,m sonuçlarına bakınca üç aşağı beş yukarı tablo pek değişmedi.

 

Basında izlediğimiz kadarı ile herkes kendi görüşüne göre yorumlar sergiledi. Yok efendim bu iktidara sarı kartmış, yok efendim bu iktidarın yerinde sağlam durduğunu gösteriyormuş  v.s., v.s., devam edip durdu. Seçilenlere hayırlı olsun, seçilemeyenlere geçmiş olsun.

 

Global krizi İktidar partisinin üstüne yıkmaya çalışanlardan, ne yapalım kriz vardı böyle oldu diyenlere kadar bir çok tablo serildi.

 

Her seçimden sonra yaşanan gerginlikler bu seçimde de yaşandı. Kaybedenler kaybetmenin üzüntüsü ile temsil ettikleri makam odalarının eşyalarını bile sahiplenip evine götürdü. Devredecek bir şey bırakmadı. Gerçekten komik ve bir o kadar da vahim durum.

 

Bana yar olmayanı başkasına yar etmem mantığı veya çılgın aşık felsefesi deyin.

 

***

Seçimlerden sonra hızlı bir siyasi koşuşturma başladı. G-20 ardından NATO Genel sekreterinin seçilmesi, bu hafta ise ABD Başkanı Sayın Barak Obama’nın Ülkemizi ziyareti.

G- 20 toplantıları sonucu Dünya ekonomilerine pompalanacağı açıklanan devasa kredi.

 

Kime nasıl yarar, kimin canını nasıl acıtır onu zaman gösterecek. Payımıza düşecek krediyi alırken hem iyi sayalım, hem de şartları gözden kaçırmayalım.

 

Biz bu kadar kredi veririz….

 

Ancaaaakkkkk….. yaklaşımlarını yemeyelim.

Çünkü o kredileri bedava vermeyeceklerdir. Vardır kendilerine göre hesapları.

 

NATO genel sekreteri seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanı’mızın yaklaşımını Davos yaklaşımı gibi değerlendiren, ve ezilmişlik psikozundan bir türlü kutulamayan Muhalefetin önde gelen Sayın yöneticilerine ve başta Sayın Onur Öymen’e şunu söylemek istiyorum.

 

Cesur oynamadığımız her maçı kaybetmiştik. Maçları ara sıra yine kaybediyoruz ama artık cesur oynayıp kazanmayı da biliyoruz.

Bu davranışta ne gibi eziklik hissediyorsunuz pek anlamak mümkün değil ama maalesef zamanında Türkiye’yi bu zihniyetle temsil etmiş olmanız çok vahimdir.

 

***

Sayın ABD Başkanı Ülkemizi ziyaret ediyor. Bu konuda da pek çok yorumlar yapılıyor. Herkesin yorumu kendisine ait olduğu gibi benim yorumumda bana ait. Bu Türkiye siyasetini bağlamaz. Çünkü ben Türkiye adına konuşmuyorum. Sayın Başkan için aslında O Müslüman diyenler var, yok Hristiyan diyenler var. Ne olduğu kendisini ilgilendirir. Başkan oldu diye ahiret hesabından da kurtulmadı. Müslüman ise seviniriz. Belki İslam ahlakı onu insafa getirir akan kanlara, kanayan yaralara merhem olur.

Her şeyden önce O ABD Başkanı. Kişisel tercihleri kendini bağlar. ABD çıkarları için burada. ABD’nin Orta Doğuda oynadığı rolün baş aktörü. Kendi rolümüzü unutup baş aktörü seyre dalmadan işimize bakmalıyız.

 

Bizim rolümüz nedir. Performansımız nasıldır. Onları gözden kaçırmayalım.

 

Ağaçlara bakarken ormanı görememek durumuna düşmeyelim.

Orta doğuda kan akmaya devam ediyor. Filistin içten içe kanamaya devam ediyor. Zulüm devam ediyor.

İki gülücüğe bu dramları unutmayalım. NATO zirvesindeki, Davos’ta ki ciddi siyasetimizi devam ettirelim. Kararlılığımızı unutup işi muhabbete dökersek yandığımızın resmidir. O zaman Sayın Öymen ben zamanında demiştim der ve kötü siyaset başımıza kakınç oluverir.

 

***

Global kriz son hızla devam ediyor. Tedbirlerin sürekli gözden geçirilip ekonomimizi rahatlatmamız lazım. ÖTV indirimi ile araçlarını değiştirmeye koşanlara bir ikaz mahiyetinde soruyorum.

 

3-5.000 lira indirim için mi koşturuyorsunuz. Paranız ve ihtiyacınız varsa zaten almalı idiniz. 50.000 TL’lik aracın 45.000 TL’ye inmiş olması ekonomide ne gibi değişiklik yaptı da koştura koştura araç almaya gidiyorsunuz.

 

ÖTV’nin bu kadar uçuk olması zaten ayrı problem.

Peki araç satamıyoruz battık diyen sektör, nasıl oluyor da 15 gün gibi kısa bir zamanda stokları tüketip zam yapmaya kalkıyor.

Bunları sakince düşünelim, kendi kendimize attığımız kazığın boyutunu belki anlarız.

 

Demek ki başka problemler var. İşin ahlaki boyutunu daha anlayamadık.

 

Bu gidişle G-20 sonrası gelme ihtimali olan kredide birilerinin cebine girer ve açlar aç, toklar tok olmaya devam eder. Sen yoluna ben yoluma davası sürer gider.

 

Ahmet TÜRKAN

http://www.habername.com/yazi/ahmet-turkan-secimler-sonrasi-yol-haritamiz-2117.htm

Kalıcı Bağlantı Yorum (0)

« Önceki :: Sonraki »