Bu gece, Receb ayının ilk Cuma gecesi, yani Regâib Kandili’dir. Çünki, Allahü teâlâ, bu gecede, mü’min kullarına, ragîbetler, ya’nî ihsânlar, ikrâmlar yapar. O gece yapılan düâ red olmaz ve nemâz, oruc, sadaka gibi ibâdetlere, katkat sevâb verilir. O geceye hurmet edenleri afv eyler. Receb ayının her gecesi kıymetlidir. Her Cum’a gecesi de kıymetlidir. Bu iki kıymetli gece bir araya gelince, dahâ kıymetli olmakdadır. Regâib gecesinin kıymeti, çeşidli hadîs-i şerîfler ile bildirilmişdir.
Mubârek geceler, islâm dîninin kıymet verdiği gecelerdir. Allahü teâlâ, kullarına çok acıdığı için, ba’zı gecelere kıymet vermiş, bu gecelerdeki, düâ ve tevbeleri kabûl edeceğini bildirmişdir. Kullarının çok ibâdet yapması, düâ ve tevbe etmeleri için bu geceleri sebeb kılmışdır. Kıymetli geceye, kendinden sonra gelen günün ismi verilir. Önceki günü öğle nemâzı vaktinden, o gecenin fecrine kadar olan zemândır. Yalnız, Arefe ve üç kurban günlerinin geceleri böyle değildir. Bu dört gece, bu günleri ta’kîb eden gecelerdir. Bu geceleri ihyâ etmeli, ya’nî kazâ nemâzları kılmalı, Kur’ân-ı kerîm okumalı, düâ, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslimânları sevindirmeli, bunların sevâblarını ölülere de göndermelidir. Bu gecelere saygı göstermelidir. Saygı göstermek, günâh işlememekle olur.
Receb ayı, Âdem aleyhisselâmdan beri kıymetli idi. Bu ayda muhârebe etmek günâh idi. Her ümmet, bu aya saygı gösterirdi. Receb demek, mürecceb, mu’azzam, muhterem, kıymetli demekdir. Fârisî (Enîsülvâ’ızîn) kitâbında diyor ki, (Îsâ “aleyhisselâm” zemânında bir genc, güzel bir kıza tutulmuşdu. Ona kavuşmak için çırpınıyordu. Nice zemân sonra söz aldı. Bir akşam, odada buluşdular. Soyundular. Genç, pek sevincli idi. Ansızın, pencereden hilâli [yeni ayı] gördü. Bu hangi aydır dedi. Kız, Receb deyince, genc toparlandı. Giyindi. Kız şaşırıp, ne oluyorsun dedi. Genç, babalarımdan işitdim. Receb ayında günâh işlenmez. Bu aya saygı gösterilir deyip, özr diledi ve evine gitdi. Allahü teâlâ, Îsâ aleyhisselâma vahy gönderip, olanları bildirdi. Bu genci ziyâret et! Selâmımı söyle buyurdu. Genç, Receb ayına gösterdiği bir saygı için, büyük bir Peygamberin “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” kendine gönderildiğine sevinerek îmân etdi. İyi bir mü’min oldu. Receb ayına gösterdiği bir saygı sebebi ile, îmân şerefine kavuşdu.)
Türkiyede ve birçok islâm memleketlerinde, bir asrdan beri, Abdüllahın evlendiği geceye, Regâib kandili ismini veriyorlar. Regâib gecesine böyle ma’nâ vermek doğru değildir. Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” dokuz aydan önce dünyâyı teşrîf etmiş olduğunu bildirmek olur ki, bu da, noksânlık ve kusûrdur. Her bakımdan, her insanın üstünde ve her bakımdan kusûrsuz olduğu gibi, Âmine valdemizi “rahmetullahi teâlâ aleyhâ” nûrlandırdığı zemân da, noksân ve kusûrlu değildi. Bu zemânın noksân olması, tıb ilminde ayb ve kusûr sayılmakdadır. Bu gece, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”in babasının evlendiği gece değildir. Böyle söylemek yanlıştır.
İslâmiyyetin ilk zemânlarında ve islâmiyyetden evvel, Receb, Zil-ka’de, Zil-hicce ve Muharrem aylarında harb etmek harâm idi. (Rıyâd-un-nâsıhîn) kitâbı, ikinci bâbı, sekizinci faslında buyuruyor ki, (Zâhidî ve Alî Cürcânî tefsîrlerinde ve birçok tefsîrde yazıyor ki, islâmiyyetden evvel, arablar, Receb veyâ Muharrem aylarında harb edebilmek için, ayların yerini değişdirir, ileri veyâ geri alırlardı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hicretin onuncu senesinde, doksanbin müslimân ile vedâ’ haccı yapdığı zemân: (Ey Eshâbım! Haccı tam zemânında yapıyoruz. Ayların sırası, Allahü teâlânın yaratdığı zemândaki gibidir!) buyurdu). Abdüllahın evlendiği sene, ayların yeri değişik idi. Receb ayı, Cemâzil-âhır yerinde idi. Ya’nî bir ay ileride idi. O hâlde, nûr-i Nübüvvetin, Âmine “rahmetullahi teâlâ aleyhâ” valdemize intikâli, şimdiki Cemâzil-âhır ayındadır. Regâib gecesinde değildir.
Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
Receb, Allahü teâlânın ayıdır. Receb ayına ikrâm edene, saygı gösterene, Allahü teâlâ, dünyâda ve âhıretde ikrâm eder.
Recebin ilk Cum’a gecesini ihyâ edene [saygı gösterene], Allahü teâlâ kabr azâbı yapmaz. Düâlarını kabûl eder. Yalnız, yedi kimseyi afv etmez ve düâlarını kabûl etmez: Fâiz alan veyâ veren, müslimânları aşağı gören, anasına, babasına eziyyet eden, karşı gelen çocuk, müslimân olan ve islâmiyete uyan kocasını dinlemiyen kadın, şarkı ve çalgıcılığı san’at edinenler, livâta ve zinâ edenler, beş vakt nemâzı kılmıyanlar. (Bunlar, bu günâhlardan vaz geçmedikce, tevbe etmedikce, düâları kabûl olmaz. Ananın, babanın, kocanın, hiç kimsenin, dine uymıyan emri dinlenilmez, yapılmaz. Fekat, anaya, babaya, yine tatlı söylemek, onları incitmemek lâzımdır. Ana baba kâfir ise, onları kiliseden, meyhâneden, sırtda taşıyarak bile, geri getirmek lâzımdır. Fekat, oralara götürmek lâzım değildir.)
İbni Âbidîn “rahmetullahi teâlâ aleyh” beşinci cild, ikiyüzaltmışdokuzuncu sahîfede buyuruyor ki, (Anayı, babayı ve kadının zevcini, adları ile çağırması tahrîmen mekrûhdur, küçük günâhdır. Ta’zîm ile, saygı anlatan kelimeler ile ve yanına giderek çağırmaları lâzımdır. Uzakdan, yüksek sesle çağırmamalıdır).
Peygamber efendimiz "aleyhisselâm", Receb ayındaki ibâdetlerin faziletini anlatıyordu. Yaşlı bir zat, “Yâ Resûlallah! Receb ayının tamamını oruçlu olarak geçirmeye gücüm yetmez.” deyince, Peygamber efendimiz buyurdu ki: Sen, Receb ayının birinci, onbeşinci ve sonuncu günleri oruç tut! Hepsini tutmuş sevabına kavuşursun. Çünkü sevaplar on misli ile yazılır. Fakat, Receb-i şerîfin ilk Cuma gecesinden gâfil olma!
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Türkiye zor zamanda bir seçim süresi yaşadı. Hep birlikte tercihlerimizi yaptık. Seç,m sonuçlarına bakınca üç aşağı beş yukarı tablo pek değişmedi.
Basında izlediğimiz kadarı ile herkes kendi görüşüne göre yorumlar sergiledi. Yok efendim bu iktidara sarı kartmış, yok efendim bu iktidarın yerinde sağlam durduğunu gösteriyormuş v.s., v.s., devam edip durdu. Seçilenlere hayırlı olsun, seçilemeyenlere geçmiş olsun.
Global krizi İktidar partisinin üstüne yıkmaya çalışanlardan, ne yapalım kriz vardı böyle oldu diyenlere kadar bir çok tablo serildi.
Her seçimden sonra yaşanan gerginlikler bu seçimde de yaşandı. Kaybedenler kaybetmenin üzüntüsü ile temsil ettikleri makam odalarının eşyalarını bile sahiplenip evine götürdü. Devredecek bir şey bırakmadı. Gerçekten komik ve bir o kadar da vahim durum.
Bana yar olmayanı başkasına yar etmem mantığı veya çılgın aşık felsefesi deyin.
***
Seçimlerden sonra hızlı bir siyasi koşuşturma başladı. G-20 ardından NATO Genel sekreterinin seçilmesi, bu hafta ise ABD Başkanı Sayın Barak Obama’nın Ülkemizi ziyareti.
G- 20 toplantıları sonucu Dünya ekonomilerine pompalanacağı açıklanan devasa kredi.
Kime nasıl yarar, kimin canını nasıl acıtır onu zaman gösterecek. Payımıza düşecek krediyi alırken hem iyi sayalım, hem de şartları gözden kaçırmayalım.
Biz bu kadar kredi veririz….
Ancaaaakkkkk….. yaklaşımlarını yemeyelim.
Çünkü o kredileri bedava vermeyeceklerdir. Vardır kendilerine göre hesapları.
NATO genel sekreteri seçimlerinde Sayın Cumhurbaşkanı’mızın yaklaşımını Davos yaklaşımı gibi değerlendiren, ve ezilmişlik psikozundan bir türlü kutulamayan Muhalefetin önde gelen Sayın yöneticilerine ve başta Sayın Onur Öymen’e şunu söylemek istiyorum.
Cesur oynamadığımız her maçı kaybetmiştik. Maçları ara sıra yine kaybediyoruz ama artık cesur oynayıp kazanmayı da biliyoruz.
Bu davranışta ne gibi eziklik hissediyorsunuz pek anlamak mümkün değil ama maalesef zamanında Türkiye’yi bu zihniyetle temsil etmiş olmanız çok vahimdir.
***
Sayın ABD Başkanı Ülkemizi ziyaret ediyor. Bu konuda da pek çok yorumlar yapılıyor. Herkesin yorumu kendisine ait olduğu gibi benim yorumumda bana ait. Bu Türkiye siyasetini bağlamaz. Çünkü ben Türkiye adına konuşmuyorum. Sayın Başkan için aslında O Müslüman diyenler var, yok Hristiyan diyenler var. Ne olduğu kendisini ilgilendirir. Başkan oldu diye ahiret hesabından da kurtulmadı. Müslüman ise seviniriz. Belki İslam ahlakı onu insafa getirir akan kanlara, kanayan yaralara merhem olur.
Her şeyden önce O ABD Başkanı. Kişisel tercihleri kendini bağlar. ABD çıkarları için burada. ABD’nin Orta Doğuda oynadığı rolün baş aktörü. Kendi rolümüzü unutup baş aktörü seyre dalmadan işimize bakmalıyız.
Bizim rolümüz nedir. Performansımız nasıldır. Onları gözden kaçırmayalım.
Ağaçlara bakarken ormanı görememek durumuna düşmeyelim.
Orta doğuda kan akmaya devam ediyor. Filistin içten içe kanamaya devam ediyor. Zulüm devam ediyor.
İki gülücüğe bu dramları unutmayalım. NATO zirvesindeki, Davos’ta ki ciddi siyasetimizi devam ettirelim. Kararlılığımızı unutup işi muhabbete dökersek yandığımızın resmidir. O zaman Sayın Öymen ben zamanında demiştim der ve kötü siyaset başımıza kakınç oluverir.
***
Global kriz son hızla devam ediyor. Tedbirlerin sürekli gözden geçirilip ekonomimizi rahatlatmamız lazım. ÖTV indirimi ile araçlarını değiştirmeye koşanlara bir ikaz mahiyetinde soruyorum.
3-5.000 lira indirim için mi koşturuyorsunuz. Paranız ve ihtiyacınız varsa zaten almalı idiniz. 50.000 TL’lik aracın 45.000 TL’ye inmiş olması ekonomide ne gibi değişiklik yaptı da koştura koştura araç almaya gidiyorsunuz.
ÖTV’nin bu kadar uçuk olması zaten ayrı problem.
Peki araç satamıyoruz battık diyen sektör, nasıl oluyor da 15 gün gibi kısa bir zamanda stokları tüketip zam yapmaya kalkıyor.
Bunları sakince düşünelim, kendi kendimize attığımız kazığın boyutunu belki anlarız.
Demek ki başka problemler var. İşin ahlaki boyutunu daha anlayamadık.
Bu gidişle G-20 sonrası gelme ihtimali olan kredide birilerinin cebine girer ve açlar aç, toklar tok olmaya devam eder. Sen yoluna ben yoluma davası sürer gider.
Ahmet TÜRKAN
http://www.habername.com/yazi/ahmet-turkan-secimler-sonrasi-yol-haritamiz-2117.htm
Kalıcı Bağlantı
Yorum (0)