http://ahmetturkan.blogcu.com

İHSAN DERECESİNDE YAŞANAN BİR HAYAT ÖRNEĞİ

14/7/2007 · Kategori: KISSADAN HISSE

HÜKÜMDARLIK-ACİZLİK

 

Muhlislerin kurtulacağı,ancak onların bile büyük bir teklike üzere oldukları bildirilmiştir. Alparslan,Malazgirt seferinden bir müddet sonra yine böyle bir seferin akabinde kalbine gelen bir anlık ucub halinin neticesini vanı ile ödemiştir. Şöyleki:

Sultan Alparslan, Malazgirt zaferinden sonra 1072 senesinde çok sayıda atlı ile Maveraünnehir’e doğru sefere çıktı. Amuderya nehri üzerinde bulunan Hana Kale’sini muhasara etti. Kale Komutanı, sapık bir fırka olan Batıniliğe mensup Yusuf El-Harezmi idi. Kalenin fazla dayanamayacağını anlayınca teslim olacağını bildirdi.Bu hain Alparslan’ın huzuruna çıkarıldığındaSultan’a hücum edip onu hançeri ile yaraladı. Yusuf’u derhal öldürdüler, Fakat Sultan Alparslan’da aldığı yaralardan kurtulamadı. 25 Ekim 1072 tarihinde şehiden Rabbine kavuştu. Son sözleri şunlar oldu:

“ Her ne zaman düşman üzerine azmetsem, Allah Teala’ya sığınır, O’ndan  yardım isterdim.

Dün bir tepe üzerine çıktığımda, askerimin çokluğundan,ordumun büyüklüğünden, ayağımın altındaki dağ sallanıyor gibi geldi.Kalbimden “Ben, dünyanın hükümdarıyım, bana kim galip gelebilir!” gelebilir diye bir düşünce geçti. İşte bunun neticesi olarak Cenab-ı Hak, aciz bir kulu ile beni cezalandırdı. Kalbimden geçen bu düşünceden ve daha önce işlemiş olduğum hata ve kusurlardan dolayı Allah Teala’dan af diliyor,tevbe ediyorum.

“La ilahe illallah Muhammeden resulullah.!”

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

LAFI YERİNDE SARF ETMEK

30/6/2007 · Kategori: KISSADAN HISSE

 

TARİHTE LAFI GEDİĞİNE OTURTANLAR

 

 

YARIŞ

 

Bir ihtiyar, yaşlandığı için kendisini yormamasını ve istirahat etmesini isteyenlere şu cevabı vermiş:

“ Eğer bir yarışa katılmış olsaydınız, hedefinize yaklaştığınızda yavaşlar mıydınız?”

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

AKILLI ADAMIN HALİ

27/6/2007 · Kategori: KISSADAN HISSE

PADİŞAH VE İHTİYAR

 

 

Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdili kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş. Padişah, ihtiyarı selamlamış.

“Selamınaleyküm ey pir’i fani…”

“Aleykümselam ey serdar’ı cihan…” padişah sormuş.

“Altılarda ne yaptın ?”

“Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor…” Padişah gene sormuş.

“Geceleri kalkmadın mı ?”

“Kalktık… Lakin, ellere yaradı…” padişah gülmüş.

“Bir kaz göndersem yolarmısın?”

“Hemde ciyatlatmadan…” Padişahla baş verzir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah baş vezire dönmüş.

“Ne konuştuğumuzu anladınmı”

“Hayır padişahım…” Padişah sinirlenmiş.

“Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni alırım.”

Korkuya kapılan baş vezir padişahı saraya bıraktıktan sonra telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.. “Ne konuştunuz siz padişahla…” Adam, baş veziri söyle bir süzmüş.

“Kusura bakma . Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim…”

Baş vezir yüz altın vermiş.

“Sen padişahı, serdar-ı cihan diye selamladın. Nereden anladın padişah olduğunu..”

“Ben dericiyim onun sırtındaki deriyi padişahtan başkası giyemezdi..”

Vezir kafasını kaşımış.

“Peki altılara altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne demek…”

Adam, bu soruya cevab vermek için de bir yüz altın daha almış.

“Padişah, altı aylık yaz döneminde çalışmadınmıki, kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de, yalnızca altı yaz değil, altı ayda kış çalışmazsak yemek bulamıyoruz dedim.” Vezir bir soru daha sormuş…

Geceleri kalkmadınmı ne demek? “Adam bir yüz altın daha almış. “ Çocukların yokmu diye sordu.. Var, ama hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim… “Vezir gene kafasını sallamış. “Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek...” Adam gülmüş.

“Onu da sen bul…”

 

Hikayedende anlaşıldığı gibi halkımız geleni gideni tanır, adam olanı gözünden anlar ama ileri geri pek konuşmaz. Cumhurbaşkanı'nı halka seçtirmek istemeyen Siyasilerimize ithaf olunur.

Ahmet TÜRKAN

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

BİR FİNCAN KAHVENİN HATIRI

8/5/2007 · Kategori: KISSADAN HISSE

Bir fincan kahve içer misiniz...

İş yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu
üniversitedeki hocalarından birini ziyarete gitmiş.
Çeşitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattığı strese ve
hayatin zorluklarına gelmiş.
Yaşlı üniversite hocası ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa
gitmiş  ve değişik boy, renk ve kalitede bir  çok fincanın bulunduğu bir
tepsiyle geri dönmüş.

Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanları ve
kahve termosunu masaya koyup  kahvelerini oradan almalarını söylemiş.
Tüm eski öğrenciler kahvelerini alıp koltuklarına döndüğünde
hocaları onlara şunu söylemiş:

"Farkına vardınız mı bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların
hepsi alındı,masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı.
Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal
ama iste bu demin bahsettiğiniz problemlerinizin ve stresin nedeni.
Hepinizin istediği fincan değil, kahve iken,
bilinçli olarak her biriniz birbirinizin aldığı fincanları gözleyerek
daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız.
Yasam kahveyse,  is, para ve mevki fincandır.
Bunlar yalnızca Yaşam'ı tutmaya yarayan araçlardır,
ama Yaşam'ın kalitesi bunlara göre değişmez.

Bazen yalnızca fincana odaklanarak,
içindeki kahvenin zevkini çıkarmayı unutabiliyoruz."

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »