http://ahmetturkan.blogcu.com

TARİHTEN DERS ALMAK

20/1/2009 · Kategori: Tarih

İsteriz ki tarihçiler gerçekleri yazsın. İsteriz ki tarih bize ders olsun. İsteriz ki tarih alnımızda kara bir leke olmasın. Osmanlı tarihi şanlı şerefli sayfalarla dolu. Ama birileri karalamak istiyor.
Buyrun Aşağıdaki yazıyı
TARİHTEN İBRET ALMAK İÇİN OKUYUN


Abdülhamid içki içer miydi?

Tarihin dalgaları, kimlik sorunlarımızın artışına paralel olarak toplumsal hafızanın kıyısına giderek daha sık çarpar oldu.

Kimlik cüzdanımızda o bir türlü kapatamadığımız boşluğu, tarihe giderek çözebileceğimizi umuyor, bu yüzden tarih okuyor, tarih dinliyor, tarih 'seyrediyoruz'! Ancak televizyon programlarının zaman zaman zihinleri çorbaya çevirme fırsatı kollayanların elinde zehirleyici birer alet olabildiği de bir gerçek.

Nitekim Murat Bardakçı, 4 Ocak 2009 akşamı Kanal 1'de o kadar çok sayıda çam devirdi ki, sayamadım. Herkesi cahil buluyor Bardakçı; zaten kendisinden başka bu ülkede doğru dürüst Osmanlıca okumayı bilen de yok. Oysa büyük ölçüde Vahdettin'in ailesinin kendisine verdiği belgeleri düzenlemekten ibaret bir çalışma olan "Şahbaba"da bile yığınla Osmanlıca okuma hatasını görmezden gelmek için kör olmak lazım. En basiti, sayfa 574'e koyduğu Harbiye Nazırı Şakir Bey imzalı 2 No'lu belgedeki "lede't-tezekkür" ibaresini "ledet'-tezkir" okumuştur. Ortalama Osmanlıca bilgisine sahip birisi bile kelimenin "tezkir" okunması için "kef" harfinden sonra "ya" harfinin gelmesi lazım geldiğini bilir.

Hata aramaya devam edersek, "tarihçimiz"in aynı kitabın 475. sayfasında okumaya çalıştığı mektubun bir tek sayfasında tam 5 yanlış yaptığını görürüz. Mesela Vahdettin'in "Cenâb-ı Erhamü'r-Rahîmîn" ibaresi, grameri ve anlamı tamamen bozularak "cenabu'r-rahmanu'r-rahim" haline getirilmiş. İnsanın Arapça bilmesine gerek yok, biraz camiye devam etmiş bir kimse bile kulak aşinası olurdu bu klasik dinî ibareye.

Devam edelim. Ufak tefekleri atlıyorum ama Bardakçı'nın "tahsîn" kelimesini "tahmin" diye okumasına ne demeli bilmem? Bir kere kelimenin "tahmin" okunabilmesi için "ha" harfinin üzerinde nokta ve "mim" harfinin de bir çentiği olmalı değil miydi? Tabii "erae" kelimesi de yanlış okunmuş, aslı "irâe" olacaktı vs.

Uzatmak mümkünse de bunlar 25 Mart 2001 günkü "Hürriyet"te Tanzimat'ı 1826 yılında ilan ettirmesi gibi fahiş hatalar yanında affedilir cinsten sayılır. Ne var ki Tanzimat'ı tam 13 yıl önce ilan ettiren bu hata dahi Abdülhamid'in içki içtiği iddiası yanında çocuk oyuncağı kalır.

Bize sürekli belge olmadan tarih yazılmaz, diye pes perdeden dersler veren Bardakçı, bu iddiasında neyi delil gösteriyor, biliyor musunuz? Hanedan reisi Osman Ertuğrul Efendi'nin bir çocukluk hatırasını. Kendisine demiş ki, "Dedem Porto şarabı içerdi, hatta içtiğiyle yetinmez, şifadır diye bize de tattırırdı." Delil dediği bu.

Bir kere Osman Ertuğrul Efendi'nin doğum tarihi 18 Ağustos 1912'dir. Onun görebileceği tarihlerde Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı'nda hapistir. Evlatları ancak bazı bayramlarda, bir de çok özel izinlerle görüşebilirlerdi babalarıyla (yanlarında bazen torunlarının bulunduğu da olurdu). Özel doktoru Atıf Hüseyin Bey'in notlarından, ölümünden önce kızlarıyla yaptığı son görüşmenin 22 Temmuz 1917'ye rastlayan Kurban Bayramı'nın 3. gününde gerçekleştiğini öğreniyoruz. Osman Ertuğrul Efendi eğer o gün dedesini görmüş ise -ki bu da kesin değil-, o sırada henüz 4 yaşını 11 ay geçmiş bir ufaklıktır. Bu durumda bacak kadar çocuğun şarap markasını hatırlaması gibi bir hafıza mucizesi karşısındayız demektir. (O ânı 90 küsur yıl sonra ayrıntısıyla hatırlaması da ayrı bir mucize sayılmalı değil midir?)

Bardakçı'ya ne kadar güvenilir?

Bir kere gözaltında bulundurulduğu Beylerbeyi Sarayı'nda mübarek bayram günü elinde şarap kadehiyle torununu karşılayan bir dedeyi düşünmenin garabeti bir yana, Atıf Hüseyin Bey'in günü gününe tuttuğu notlarda onun içki içtiğine dair hiçbir ipucu vermeyişini neye yormalıyız? Abdülhamid'den pek de haz ettiğini söyleyemeyeceğimiz doktorun Selanik ve Beylerbeyi'ndeki 9 yıllık mahpusluk günlerinde bir tek defa olsun içki içmekte olduğundan söz etmemiş olması yeterince anlamlı bir cevap değil midir?

Aşağıda kendisini en yakından tanıyan güvenilir şahısların dilinden Abdülhamid'in içki içmediğine dair tanıklıkları okuyacaksınız. Fakat meselenin bilimsel değil, maalesef politik olduğunu da hatırlatalım. Abdülhamid bahane yani. Asıl dava başka.

Sizin anlayacağınız, bu milletin Abdülhamid'in etrafında sımsıkı kenetlendiğini görenler, hazmedemiyorlar bu sevgiyi. Bu yüzden işleri güçleri, milletin değerlerini gözden düşürmek, hassasiyetlerini kaşımak ve onları kendi yorum tekellerinde tutmak oluyor.

Ben şahsen Bardakçı'nın, "Şahbaba" ile bir kesimin Vahdettin aleyhindeki direncini kırmasını takdir etsem de, titizliğine ve en önemlisi de samimiyetine güvenmiyorum. Çalakalem ve belden aşağı vuruşlarla tarihi yağmalıyor ve değiştiriyor. Öyle olmasa, sokaklardaki 'çıplak denilecek derecede açık saçık' giyinenlere yönelik bir düzenleme yapılması için verdiği emri çarpıtıp "Abdülhamid çarşafı yasaklamıştı" diye yutturmaya kalkmadan önce belgeyi okuyup ne dediğini anlamaya çalışırdı. (haberturk.com, 8 Şubat 2008)

Kendi hatalarına bakacaklarına, bu ülkenin yetiştirdiği değerlere sataşmayı ve onların sırtından prim elde etmeyi marifet sayan bir kesim hiç eksilmedi Türkiye'de maalesef.

İttihatçılık böyle bir şey işte. Çamur at, izi kalsın. Amacına ulaştıktan sonra insanların zihinleri karışmış, umurlarında değil. Bunlara en iyi cevabı vaktiyle Ahmed Rıza Bey vermiş, İttihat ve Terakki'nin Merkez-i Umumi'sinde Talat Paşa ve Eyüp Sabri Bey'in yüzlerine şu acı sözleri tokat gibi çarpmıştı:

"Ayıp, ayıp. Bu adam 32 sene Hakan ve Halife idi. Sultan Hamid için şu söylenen, yazılan, çizilenlerin büyük kısmının yalan ve iftira olduğunu bildiğimiz halde, nasıl tahammül edip imkân veriyoruz? Bu iftira selinin yarınki muhatapları da bizler olacağız."

Dediği gibi olmadı mı?

Tarihten ders almak bunun için önemlidir işte.

İŞTE TANIKLAR

"Abdülhamid içki içmezdi"

Şadiye Osmanoğlu (kızı)

Babam içki içmez, içenleri hoş görmezdi. Saraya sokulmasını da yasak etmişti. Dindar, Allah'ına bağlı, büyük bir Müslüman idi. Abdestsiz yere basmazdı.

Ayşe Osmanoğlu (kızı)

Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslüman'dan başka bir şey değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur'ân-ı Kerim okurdu. Herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın hususî bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedî okunurdu.

Celâleddin Velora Paşa (Avlonyalı Ferid Paşa'nın oğlu)

Az yer, içki içmez, kumar oynamaz, ibadetinde kusur göstermezdi. Çok defa; "Boş olan bu hayatı, Tanrı'ya teşekkür için ibadetle geçirmek gerekir." derdi.

Semih Mümtaz (Reşid Mümtaz Paşa'nın oğlu)

Şehzadeliğinde bilhassa açıklıklarda yemek yemeyi tercih eder, bu gibi âlemlerin içkisiz eğlencelerine iltifat eylerdi.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal (alim)

Ayş ü işrete ve fuhş u rezîlete rağbet etmezdi. Salâbet-i diniyyesi müsellem bir Müslim idi. Ferâiz-i diniyyeyi edâda asla tekâsül [kusur] göstermezdi.

Meraklısı için notlar

Abdülhamid'in iki kızı, babalarını dindarlığı ve içkiye yaklaşımını bizimle paylaştılar: Ayşe Osmanoğlu, "Babam Abdülhamid", 1960, s. 11-22; Şadiye Osmanoğlu, "Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri", 1966, s. 22.

Abdülhamid'in içki içmediğini iki paşa oğlu dile getirmiştir: Celaleddin Velora Paşa, "Madalyonun Tersi", İst. 1970, s. 16; Semih Mümtaz S., "Sultan Hamid'in Hususiyetleri", Resimli Tarih Mecm., Temmuz 1950, s. 244-46.

İbnülemin Mahmud Kemal İnal "Son Sadrazamlar"ında Abdülhamid'in içki içmediğinden birkaç yerde söz eder. Cüz VIII, 1948, s. 1288-89 ve 1301.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

KENDİLERİNE YAPILAN ZULMÜ UNUTTULAR

3/3/2008 · Kategori: Tarih

İsrail Soykırımı Durdurulmalı!

İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) İsrail'in son günlerde Gazze'ye yönelik operasyonları ile ilgili aşağıdaki basın açıklamasını yapmıştır:

İsrail, Gazze'de uyguladığı hukusuz ve insanlık dışı ambargodan sonra şimdi de soykırıma başlamış, kadın, çocuk demeden onlarca Filistinliyi şehid etmiş ve Gazze'yi yeniden işgale teşebbüs etmiştir. 1 Mart Cumartesi günü son 40 yılın en büyük katliamını gerçekleştiren İsrail, en son Gazze'deki hükümet binasını hedef almıştır. Bu insanlık dışı katliama uluslararası güçlerin göz yumması ise çok daha büyük bir vahşet olarak tarihe geçmiştir.

İslâm ülkelerinin potansiyel güçlerini harekete geçirmelerinin vakti gelmiş, geçmiştir. İslâm ülkelerinin bu vahşete sessiz kalması utanç vericidir. İsrail, İslâm ülkelerinin bu duyarsızlığından cesaret almakta ve her geçen gün vahşetinin derecesini artırmaktadır. Filistin topraklarını işgal, Batı Şeria ve Gazze'yi tecrid etmek, Mescid-i Aksa'yı yıkmaya çalışmak, Filistinli milletvekilleri dahil binlerce masum insanı mahkûm etmek ve Gazze'ye ambargo uygulamak gibi haksız ve hukuksuz vahşi planlarını adım adım uygulamakta ve bu tutumunu insanlığa ve özlellikle İslam dünyasına sinsice kabul ettirmektedir.   

Birleşmiş Milletler (BM)'in konuyla ilgili acilen toplanıp İsrail'e bu eylemini acilen durdurma çağrısı yapması, uygulanmayan ve dinlenmeyen yeni ve etkisiz bir karar olarak tarihe geçmiştir. 

Bu durum karşısında İslam dünyası insanlık tarihinin bu en dehşet verici katliamına karşı derhal harekete geçmelidir.

Bu bağlamda; İslâm Konferansı Teşkilatı (İKT) Gazze gündemiyle toplanmalı ve fakat etkin ve sürdürülebilir bir eylem planı belirleyip icra etmelidir.

Mısır, derhal Refah sınır kapısını açmalı ve Gazze'ye her türlü yardımların gitmesini sağlamalıdır.

Filistin halkı kendi içlerine atılmak istenilen fitne tohumlarına prim vermekten vazgeçmeli; tüm yetkililer Filistin içinde kardeşliğe, birlik ve beraberliğe zarar verecek zaaf kokan politikalardan şiddetle sakınmalıdırlar.

Müslüman halkları, bu vahşi katliam karşısında Filistin halkı, Gazze, Kudüs ve Mescid-i Aksa için seferberliğe çağırıyoruz.

Sivil toplum kuruluşlarını İsrail'in planlarını deşifre etmeye, Filistin halkına maddî-manevî yardım ve kamuoyu duyarlılığını artırmak için acilen eyleme geçmeye davet ediyoruz.  

Yazılı ve görsel basını, Filistin sorununa gereken hassasiyeti göstermeye ve Filistin'de yaşanan dramı tarafsız ve açıkça kamuoyuna yansıtmaya çağırıyoruz.

İnsanlık, tarihinin en büyük imtihanlarından birisini yaşamaktadır. Bu hal böyle devam ederse gelecek nesiller İsrail'in bu vahşetine karşı duyarsız kalan bugünün insanını utanç ve esefle anacaklardır.   

Son olarak, İslam dünyasını, Filistin için, Gazze için, Kudüs için ve ilk kıblemiz Mescid-i Aksa için fîilen ve kavlen duaya davet ediyoruz.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
 

Necmi SADIKOĞLU

İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) Genel Sekreteri

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SÖZDE ERMENI SOYKIRIM IDDIALARININ ASILSIZLIGINI

3/1/2008 · Kategori: Tarih

DÜNYA KAMUOYUNA BELGELERLE ISBAT EDECEK UZMANLARA IHTIYAÇ VAR



Fransa ve ABD'den sonra Arap dünyasinda da Ermenilere karsi tezlerimizi savunan bir eserimiz olmadigi ortaya çikti.

Geçen pazartesi yayinladigimiz ‘Aci gerçek’ mansetimizin 2. bölümü diyebilecegimiz yeni gelisme, sözde Ermeni soykirimi iddialarinin tartisildigi Katar Tv’sinde yapilan programda yasandi.

Tezlerimizi savunamadigimiz gerçegini yüzümüze tokat gibi vuran ilk olay, programa Türkiye'den konuk çagiran yapimcilara, 'Arapça bilen uzmanimiz yok' diyerek konuk göndermemek oldu.

Akgündüz belgelerle konustu:

Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Arap âleminin en çok izlenen kanali Al-Cezire'de Türkiye'nin tezlerini tarihî belgelerle savundu. Ermeni yanlisi konusmacilarin iddialarini çürüttü

Türk Büyükelçisinden: Ayakta izledim. Çok tesekkür ederim hocam. Böyle bir bilim adamimiz oldugunu bilmiyordum. Katilimcilari belgelerle perisan ettiginiz.

Suriyeli profesörden:Akgündüz tamamen belgelerle konusuyor. 1,5 saattir dinliyorum. Bir tane belge gösteremediniz. Lütfen artik dogrulari söylemeye baslayin

 


Türk makamlarindan sözde soykirimiyla ilgili yetkili isteyen Arap televizyonuna

Arapça bIlen uzmanimiz yok cevabi verildi


Türkiye, Katar Tv'sinin soykirimi ile ilgili Arapça bilen uzman talebine karsilik veremedi.
Türkiye'yi, üç kez yayimlanan programa kendi imkanlariyla katilan Prof. Akgündüz savundu.

Türkiye'nin, yüz yildir gündemde olan Ermeni sorunuyla ilgili bilimsel çikmazinin boyutlari Fransa'nin soykirimi yasasini kabul etmesiyle iyice açiga çikti. Dünya kitapliginda soykirimini savunan 26 bin esere karsi 84 yapitimiz bulunmasi ve Ermenilerin yüzü askin eserine karsin Arapçaya çevrilmis tezimizi savunan bir tek yapitin bulunmamasi konunun resmini tam olarak çiziyor. Geçtigimiz günlerde meydana gelen bir baska olay ise 'hamasi birçok çikisa ragmen' bilimsel anlamda ne kadar geride oldugumuzu tüm çiplakligiyla ortaya koydu. Türk makamlari Katar'da yayim yapan "el–Cezire" televizyonunun Ermeni soykirimi ile ilgili Arapça bilen uzman talebine 'Bu vasifta elemanimiz yok' gerekçesiyle olumlu cevap veremedi. 'Ates Hatti' isimli programin Türkiye aleyhinde hayali senaryolarin anlatildigi bir monologa dönüsmesini ise Rotterdam Islam Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akgündüz önledi. Akgündüz, programa katilarak Arap dünyasina Türk tezinin hakliligini belgeleriyle ispat etti. Akgündüz, programda hem Ermenilerin Arap dünyasinin zihnini bir kez daha yikamasini önleyerek hem de isleyen süreci tersine çevirerek mühim bir rol üstlendi. Bunun en somut örnegi olarak ise Suriye'den arayan bir profesörün, programin agir konugu Ermeni Dokümantasyon Merkezi Müdürü Ohannes'e, "Akgündüz belgelerle konusuyor. Meselenin tamamen Islami bir altyapiya sahip oldugunu belirtiyor. Siz hayali hikayelerle Akgündüz'ün karsisina çikiyorsunuz. 1,5 saattir ber tek belge gösteremediniz. Lüften dogruyu konusunuz." seklindeki çikisi gösteriliyor.


Üç kez yayimlandi

Talep üzerine tam üç kez yayimlanan programda Akgündüz, Ermenilerin hayali konusmalarini çürütürken, Türk büyükelçimizin de gözlerini yasartti. Program sonrasinda Akgündüz'ü arayarak sükranlarini ileten Türk büyükelçi, "Yüzde 20'sini anladigim tartismayi ayakta izledim. Tezlerimizi karsi tarafi belgeleriyle perisan ederek anlattiniz. Arap aleminin bu konudaki karsitliginin sebebinin tamamen bilgisizlik ve diyalog eksikliginden kaynaklandigi ortaya çikti. Böyle bilim adamlarinin Türkiye'de oldugunun yeni farkina vardik." dedi.

 

Araplara masa muamelesi

Peki Araplar Ermeni sorunuyla ilgili tartismalara nasil bakiyor?

Akgündüz bu soruyu Arap dünyasini halk ve devlet–basin–üniversite olarak ikiye ayirarak cevapliyor. Buna göre halk Osmanli'nin yaninda. Ancak diger kesimler hem bilmiyorlar hem de Akgündüz'ün dehset veren ifadesiyle 'Ermenilerden daha menfi düsünüyorlar. Akgündüz, Araplarin, Ruslarin Ermenilerle ittifak yaptigina inanmadiklarini, Ruslarin Anadolu'ya Bitlis ve Mus'a kadar girip Müslüman halki öldürdügünü bilmediklerini, bu sebeple de Ermenilerin onlari masa olarak kullandiklarini farkina varmadiklarini vurguluyor. Bu vurguyu en çarpici olarak ise programin sunucusu Faysal'in, konusmaya "Dünya, Yahudi soykirimi için ayaga kalkti da niçin Ermeni soykirimi için ayaga kalkmadi" diyerek baslamasi açikça gösteriyor.

Programda Dokümentasyon Merkezi Müdürü Ohannes, sürekli "1,5 milyon Ermeni öldürüldü" iddiasini ileri sürdü. Ancak bu ifade Suriyeli profesörün belirttigi gibi dedikodunun ötesine geçemedi. Diger taraftan Arap aleminin elinde sözde soykirimi destekleyen 100'ü askin eser olmasina karsin bir tane Türk yapitinin olmadigini vurgulayan Akgündüz, görev yaptigi ülke olan Hollanda'nin konuya yaklasiminin da Fransa'dan farkli olmadigini vurguladi.

Akgündüz, kulaklara küpe olmasi gereken çözüm önerisini ise söyle özetledi: "Devlet, milleti ve bilim adamlariyla ittifak haline girip kültür hamlesi noktasinda basari saglamak zorunda. Siyasi basari her zaman yeterli degildir." (Hamit KARALI)

 

Uluslararasi bir oturumda Ermeni soykirimi iddiasi nasil çürütüldü?

Uluslararasi Tv yayini yapan ve Arap âleminin en çok izlenen kültür kanali olan Al–Jazeeara'da Fransa'nin sözde Ermeni soykirimi yasasini kabul etmesi sebebiyle dünya gündemine gelen Türk–Ermeni münasebetleri "Ates Hatti" programinda tartisildi. Programa Türk olarak Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Ermeni olarak da Lübnan'dan Ermeni Tarihi Arastirma Merkezi Baskani Ohannes Taslukyan katildi. Ayrica dünyanin çesitli ülkelerinden telefon ve faksla katilanlar da bulundu. Oturumu yöneten Sayin Faysal'in, daha meseleyi takdim edisinden Ermeni iddiasi tarafini tuttugu asikârdi. Onun için Akgündüz'ün de, onun Ermeni sözcüsü tarzinda davranmasini yadirgadigini izleyicilerin huzurunda açikça yüzüne vurmasi yerinde oldu. Prof. Akgündüz özetle sunlari söyledi:

"Soykirimi (jenoside) ile tehcir birbirinden çok farkli seylerdir. Osmanli, Islam hukukunu uygulardi. Ayetler, hadisler, masum gayrimüslimlerin öldürülmesini haram kilar. Bundan ötürü Osmanli, diger unsurlar gibi Ermenilerin de temel hak ve hürriyetlerini vermis, onlar bu haklardan asirlarca faydalanmis, ticaret, sanat ve hatta siyaset hayatinda yer almislardi. Osmanli arsivleri on bes yil önce, bütün arastirmacilara açildi. Ermeniler de gelebilirler. Ben Basbakanlik Arsivi'nde müsavir olarak çalistigim gibi Ingiltere, ABD gibi ülkelerin arsivlerinde de konu ile ilgili belgeleri inceledim. Ermeniler asirlar boyunca Osmanli'ya sadik bir topluluk olarak kaldilar. Fakat son dönemde Osmanli'yi yikmak isteyen Batililar onlari tahrik etmeye basladilar. I. Dünya Savasi sirasinda, Rus ve Ingilizlerin tesvik ve destegi ile, içinde yasadiklari devlete ve millete silah çektiler. Bunun üzerine devlet, 1878 Berlin Antlasmasi'ni uygulayarak onlari tehcir etti. Savas döneminde Erzurum'da Ingiliz Baskonsolosu olan Griffith sunlari yazmistir: "Ermeni komitalari kurulup isyana baslamis olmasalardi bir tek Ermeni öldürülmezdi. Bu isi Ermeniler, Rusya'da yapmis olsalardi, Ruslar bir tek Ermeni'yi bile hayatta birakmazlardi."

Sayin Ohannes Taslukyan da özetle sunlari söyledi: "Türkler I. Dünya Savasi sirasinda bir buçuk milyon kadar Ermeni'yi öldürdüler. Aslinda daha önce de can güvenligi yoktu. Fakat 1916 soykirimi bu tavri kitlesel olarak göze çarpan bir sekilde gösterdi. Zaten Kürtler, Araplar, Çerkezler gibi diger irklar da bu güvensizligi yasiyorlardi. Fransa'nin kabul ettigi soykirimi yasasi zafer sayilmaz. Zafer ancak Türkiye'nin bunu resmen kabul ettigi zaman olacaktir."

Program yöneticisi Faysal'in ara ara söylediklerini özetlersek sunlari ileri sürdü: "Türkiye, Ermenilere yaptiklarini devamli surette unutturmaya çalisti, gündemden kaçirdi. Türkler gerçekleri gizliyorlar. Zamaninda Türkiye'de elçilik yapmis sahsiyetler Ermeni soykirimindan bahsederken yalan mi söylediler? Sayin Akgündüz, siz hep Islam'dan ve Osmanlilarin Islam'i uyguladiklarindan söz ediyorsunuz. Dini bu konuya karistirmayin. Türk Devleti bütün etnik azinliklara benzeri kötü muameleyi yapmadi mi?"

Akgündüz, Osmanli'nin Ermeni tehcir kararina dair arsiv belgesini gösterdi. Bunda Islam hukukuna uymayan hiçbir tarafin olmadigini belirtti. Hz. Peygamber (sas)'in de, kendi devrinde hiyanet eden Beni Nadir Yahudilerini Medine'den Suriye'ye sürdügünü hatirlatti. Tehcir sirasinda bazi münferit öldürme hadiselerinin, hastaliktan kirilmalar ve sair sebeplerle ortaya çikan ölümlerin büyütülerek soykirimi iddiasina mesnet teskil edemeyecegini, hatta devletin tehcir esnasinda Ermenilere iyi muamele edilmesine dair talimatlarinin bulundugunu, aksine hareket eden yetkililerin cezalandirildigini gösteren belgelerin bulundugunu ilave etti. Akgündüz'ün, Osmanlilarin Islam'i uyguladiklarina dair sözleri, gerek Faysal'i gerekse Taslukyan'i rahatsiz etti. Anlasilacagi üzere, bu kisiler birlikte yasadiklari Müslüman kamuoyuna ters düsmemek için böyle davraniyorlardi.

Faysal'in, "Niçin Ermeniler, dünyaya meselelerini anlatma isinde Yahudiler kadar basarili olamadilar?" sorusuna Taslukyan su cevabi verdi: "Soykirimi sebebiyle Ermeniler mefluç olmus, tükenmislerdi. Yillarca kendilerine gelemediler. Ermenistan Devleti ise milli gayelere degil, komünist Rus gayesine hizmet etti." Akgündüz ise bu konuda sunlari söyledi: "Bu konu anlatilamadi ise bu, Ermenilerin bos durmalarindan degil, bu efsaneyi ispatlamak zorlugundan ileri gelmistir. Yoksa asla bos durmadilar. Savasin bitmesinden hemen sonra bu iddialari neticesinde Batili devletler konuyu inceleyen bir mahkeme kurdular. Bu mahkeme, Ermenilere, bu soykirimi eylemlerini uygulayan Türk yetkililerinin belgeleriyle birlikte bildirilmesini, böyle yapanlarin mutlaka cezalandirilmasinin istenecegini bildirdi. Osmanli da suçu sabit olanlarin cezalandirilacagina dair teminat verdi. Fakat uluslararasi müfettisler soykirimi eylemlerine dair vak'alar bulamadilar."

Öldürülen Ermenilerin sayisinin bir buçuk milyon oldugunu tekrarlayan Taslukyan'a Akgündüz su cevabi verdi: "Osmanli istatistiklerine göre tüm Ermeni nüfusu 1,1 milyon, Rus istatistiklerine göre 1,2 milyon kadardi. Bu sayi Osmanli'nin bütün yörelerindeki toplam nüfusu göstermektedir. Tehcir edilenler Dogu Anadolu Ermenileridir. Bunlarin sayisinin alti yüz bini geçmesi imkansizdir. Bir tek çocuk bile kalmama sartiyla hepsinin öldürüldügünü farz etsek bile, sizin dediginiz rakamin çok gerisinde kalir. Bu kadar Ermeni öldürülseydi Irak, Suriye, Lübnan, Avrupa ve Amerika'ya göç eden yüz binlerce Ermeni'nin varligini nasil izah edecektiniz? Bunlar gökten mi indiler?"

Faysal ile Taslukyan, Türklerin bütün etnik azinliklara karsi irkçilik yaptiklarini söylemislerdi. Buna karsi Akgündüz: "Türkler dokuz asirdan beri Anadolu'nun hakimidirler. Iddianiz dogru olsaydi Ermenilerden, Araplardan, Kürtlerden, Çerkezlerden vs. irklardan yasayan topluluklarin kalmamasi gerekirdi. Nitekim soykirimi uygulayan Ispanyollar, sekiz asirlik Endülüs Islam varligini tamamen tüketmislerdi." dedi.

Bu hususta Taslukyan'in düstügü çeliski gözden kaçmadi. Önce, Kürtlerin de böyle irk ayrimi siyasetine hedef olduklarini söyleyen Taslukyan sonra: "Fakat Kürtler, Türklerle ayni dinden olduklarindan onlara böyle muamele etmekten vazgeçtiler." dedi.

Daha sonra, Arap milliyetçilerini oksamak için Filistinlilerin meselesi ile Ermenilerinkinin birbirine benzedigini öne sürdüler. Türklerin, Ermenileri imha edip kovduklari gibi Yahudilerin de Filistinlilere ayni muameleyi yaptiklarini iddia ettiler. Akgündüz böyle bir benzerligin söz konusu olmadigini kuvvetli delillerle gösterdi.

Prof. Akgündüz, meselelere vakif oldugunu, belgelere dayandigini, mükemmel bir Arapça ile ortaya koydu. Ohannes Taslukyan ise, davasi gibi, kendisi de gerçekten zayif kaldi. Akgündüz'ün takdir ettigim bir tarafi da, söz hakkini kullanma hususunda çok cesur ve girisken davranmasi oldu. Yoksa bu çekismeli ortamda, diplomat nezaketi gösterseydi, mücadeleci olmasaydi, söylediklerinin büyük bir kismini söyleme imkâni bulamayacakti.

Isin bir baska tarafi ise sudur: Akgündüz'ü yurdunda tedirgin edip üniversiteden ayrilmaya zorlayan, Hollanda'da takdir edilip Rotterdam Islam Üniversitesi Rektörlügü'ne getirilmesinden rahatsiz olan, hatta o üniversitede kendisini ziyarete giden eski ögrencilerini bile cezalandirmaya çalisan bazi yetkililerin oldugunu da isitiyoruz. Tipki, Türkiye içinde oldugu gibi dünyanin bes kitasindaki elli kadar ülkede de Türk egitimine ve Türk kültürüne bu asirda en dikkate deger hizmetlerin fikir babaligini yapan, yüzlerce örnek kolej ve birçok üniversitenin açilmasinda tesvikleriyle etkili olan Fethullah Gülen Hocaefendi'yi cezalandirmak için iftiralar atanlarin oldugunu gördügümüz gibi. Bari onlari ve emsallerini Türklük adina itham edenler, Türklüge onlarin yüzde biri kadar hizmet etmis olsalardi! Galiba bu zihniyeti islah etmek, Ermeni Tasnaklarini yenmekten daha zor. Bu zihniyeti tasiyanlarin bilmedikleri bir sey daha var: Bu insanlar yaptiklarini halkin degil, Hakk'in takdir etmesi için yapmaktadirlar. Soydaslarinin bir kismi kendilerini taslasalar da onlar, vatan ve milletlerine hizmete devam ediyorlar.

(Prof. Dr. Suat YILDIRIM)

 

05.02.2001 Tarihli Zaman Gazetesinin Haberi

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

SEÇİMLER-TERÖR- ABD'nin ORTADOĞU POLİTİKASI

9/6/2007 · Kategori: Tarih

ekonomi-islami-edebi-tarihi

Kuzey Irak’a müdahalenin getirisi ve götürüsü

 

* Osman Özsoy                   

                                                              yazaramesaj@gmail.com

 

Son günlerde giderek tırmanan terör ve askerin bu konuda ne yapacağına ilişkin söylentilerin sıkça dillendirilmeye başlandığı bir ortamda Genelkurmay Başkanlığı perşembeyi cumaya bağlayan gece yarısı bir e-bildiri yayınladı. Genelkurmayın web sayfasında bildiriye 8 Haziran tarihi verildiğine göre, karargahın son günlerde sabahlara kadar çalıştığı anlaşılıyor sonucu da ortaya çıkıyuor.

Bildiriye ana hatlarıyla bakıldığında bir durum tespiti yapıldığı görülüyor. Fakat giderek tırmanan terörü önleyici mahiyette neler yapılacağı konusunda ayrıntı içermiyor.

Merkezi Ankara’da bulunan ve kısa adı UPSAM olan Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi (www.upsam.org.tr), ülkenin seçim ortamına girdiği, terörün tırmandığı ve Kuzey Irak’a müdahale edilip edilmeyeceği konusunda sadece ülkemizde değil dünyada da tartışmaların yoğunlaştığı bir ortamda önemli bir rapor yayınladı.

Bu raporun sonuç bölümündeki öneriler kısmı, bölgede tam olarak neler olup bittiğini yansıtması, olası gelişmelerin ne tür sonuçlar ortaya koyabileceğini göstermesi adına geniş bir bakış sunuyor. Raporda yer alan önerilerden bazıları şöyle:

·        Kuzey Irak’a müdahale askeri bir müdahale gibi gözükse de siyasi sorumluluğu ve siyasi gelişmelere neden olacak bir karardır. Bu nedenle hükümet kararlı davranıp ne yapacağına açık ve net karar vermelidir. Ve aldığı kararı neden sonuç ilişkisi içerisinde kamuoyuna anlatmalıdır.

·        Yapılacak operasyonun gerekçesi bölgedeki sivil toplum liderlerine, kanaat önderlerine ulaşılarak, mümkünse teker teker bütün Kürtlere bu müdahalenin Kürt halkına karşı yapılmadığı sadece ve sadece PKK ile sınırlı kalacağını yüksek bir enerji ve gayret ile açıklanmalıdır.

·        Mutlaka Kuzey Irak’a müdahale kararı alınması gerekiyorsa bunu hem uluslararası arenaya hem de kendi vatandaşlarımıza ve de özellikle Kürt kökenli vatandaşlarımıza iyi anlatmak gerekir.

·        Hükümet, politikasını net olarak belirtmeli, alacağı kararların arkasında seçim kaygısı olmadan durmalıdır. Karar vermede mevcut sorumluluk mevcut  hükümetin ve mevcut Meclisindir.

·        Ulusal güvenliğimiz ilgilendiren bu konuda ABD ve bölge ülkeleriyle en üst düzey temas sağlanmalıdır. ABD ile net olarak müttefik ilişkisinin sınırları çizilmeli ve her iki tarafta buna uyulması hususunda sürekli diyalog içinde olmalıdır. Tam güven ilişkisi sağlanmalıdır.

·        Olası müdahale kesinlikle coğrafik bir sınırlılık içinde olmalı. Eğer PKK’nın terör başları halkın içinde yaşıyorsa ki bu çok büyük bir olasılıktır bunlara karşı yapılacak operasyonlar çok ama çok sınırlı nokta atışı şeklinde olmalıdır ve sivil halkın zarar görmesi kesinlikle ve kesinlikle önlenmelidir.

·        Özellikle terör örgütünün bilinçli olarak artırdığı şiddet nedeni ile  böylesi bir müdahale gerçekleşirse bir takım kışkırtmalar ile büyükşehirlerimizde Kürt - Türk çatışması çıkma olasılığı vardır.

·        Önümüzdeki seçim sürecinde olası müdahaleler DTP’de Meclise girmek isteyen Kürt politikacıların oylarını artıracaktır. Bu nedenle özellikle terör üzerine yapılan gergin konuşmaların kime yaradığı iyi değerlendirilmelidir.

·        Kuzey Irak’la olan ilişkilerimizde özelikle Barzani, saldırgan bir üslup izlemekte. Bu tutum Barzani’nin diplomasi bilmediğinden değil, kendi adına çok iyi bir strateji takip ettiğinden kaynaklanmaktadır. Barzani, Türk düşmanlığıyla Kürt milliyetçiliğini ön planda tutmakta ve Kürt milliyetçilerinin merkezine kendisini konumlandırmaktadır.

·        Yurt içinde bu müdahale nedeni ile ilan edilecek olası bir OHAL ya da SIKIYÖNETİM “Kültürel milliyetçiliğe” dönüşmek üzere olan Kürt milliyetçiliğinin yeniden “Siyasal Milliyetçiliğe” dönüştürme tehlikesi oldukça yüksektir. Bu nedenle yurt içinde hangi şartlarda olursa olsun bir OHAL ya da SIKIYÖNETİM ilanına kesinlikle ve kesinlikle izin verilmemelidir.

Rapordan bazı başlıklar böyle.

Üzerinde durulması gereken bir başka husus da, yaklaşan seçimle birlikte tırmandırılmaya çalışılan terörle bu işin planlayıcısı durumundaki iç ve dış odakların tam olarak neyi amaçladığı. Türkiye’nin bir batağa mı çekilmek istendiği yada seçime doğru tırmandırılan terörle seçim sonuçları üzerinde etki mi yapılmak istendiği.

Doğrusu gaza gelmeden, aklı selimle meselelere yaklaşmak gerekiyor.

Bir oyun oynandığı kesin de, tam olarak neler olup bittiği sorusunun cevabının da net olması gerekiyor.




Bu yazı 30321 defa okunmuştur.

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::