Anketlerde ordunuza güveniyor musunuz sorusuna yüksek oranda evet cevabı çıkıyor. Prof. Dr Nevzat Tarhan'a göre bu sosyal vaka iyi yorumlanmalı. İşte ilginç psiko sosyal yorum:
04 Mayıs 2009 07:30
Orduya güvenle ilgili anketleri nasıl yorumlayacağız?
Son günlerde ciddi spekülasyonlar içinde bulunan ordumuz yıpranmadan sorunların aşılması için özenli tartışmak gerektiğini unutmamamız gerekir.
Bir taraftan “Devletin gücü olan ordunun yaptığı haksızlıklara demokratik karşı koymanın vatandaşlık görevi” olduğu ilkesi… Diğer taraftan kutsallaşmış peygamber ocağı olarak tanımlanan bir ordu.
Güvenlik ve özgürlük arasında dengeyi nasıl koruyacağız? Haksızlığa susan kişi o gücün yaptığı haksızlığa ortak olmuş demektir.
Başka bir ordumuz yok
Bir hane düşününüz ki onu bekleyen güvenlik gücüne hane halkının güveni yok. O evde rahat uyuyamazsınız. Yahut arabanızın şoförü arabayı kullanıyor ve ona güvenmek zorundasınız yahut ta arabayı terk edeceksiniz.
Bu sebeple anketlerde ordunuza güveniyor musunuz sorusuna yüksek oranda evet cevabı çıkıyor.
Aslında bu sorudan anlaşılan ‘Ordumuzun fiziksel gücüne güveniyor musunuz?’ tanımıdır. Bu anlamdaki soruya cevap % 80’in altında ise sorun var demektir.
Anketörler doğru bilgiye ulaşmak istiyorlarsa soruları şöyle sormalılar;
“Ordumuzun terörle mücadelede uyguladığı politikalara güveniyor musunuz?
Ordumuzun irtica tehdidi konusundaki politikalarına güveniyor musunuz?
Ordumuzun Türkiye’yi çağdaş refah seviyesine ulaştırmak için üzerine düşeni doğru yaptığına güveniyor musunuz?
Ordumuzun insan haklarına saygı konusunda çağa uygun çabalarına güveniyor musunuz? Ordumuzun güvenlik politikalarında Türk toplumunun büyük çoğunluğuna güven verdiğini düşünüyor musunuz?
Ordumuzun dış düşmana korku verdiği inancına katılıyor musunuz?
Ordumuzun kendi içinde yasadışı çetelerin olmadığı beyanına katılıyor musunuz?
Ordumuzun darbeyi seçenek olarak gördüğü halde müdahale etmeyeceğine dair güveniniz var mı?”
LAW silahları konusunda bilgi saklandı mı?
Law veya Türkçe ifade ile lav silahı için Genel Kurmay Başkanımız bize bu silah değil mühimmattır diye uzun uzun anlattı. Aslında bilgi sakladı. LAW (Ligh Antitank Weapon) karşılığı bir kelime ve askeri literatür de hem silah hem mühimmat olarak geçer. Zaten ‘Weapon’ İngilizce de silah demektir.
Bu yanlış bilgi Türkiye’nin yakın tarihini aydınlatacak ETÖ davasını zaafa uğratacaksa bunun Sayın Başbuğ neden yaptı? Asıl halkı yanlış bilgilendirmek bilgi verene güveni zayıflatır.
Terörle mücadele de şüpheler neler?
12 Eylül 1980 öncesi TSK bir yıl boyunca “Yönetimin başına geçinceye kadar görevimi yapmam” diyerek anarşik olaylara müdahale etti. Darbe sonrası bir günde anarşi bitti.
Aynı şekilde Güneydoğu da birkaç bin teröristle mücadele de İspanya örneği gibi sosyopsikolojik ve doğru güvenlik yöntemlerini uygulama yapılmıyor. Jandarma Genel Komutanı Güneydoğu’ya çadır kurup ‘ya terör bitecek ya ben biteceğim’ gibi ciddi bir kararlılık göstermiyor ‘pasif obstruksiyonlar’mı yapılıyor? diye ciddi bir şüphe kamuoyunda oluştu.
Acaba 12 Eylül öncesi gibi “Yönetimin başına geçmeden terörle ilgili ciddi çaba harcamam” tarzındaki darbeci zihniyet mi var, teröre yeterince asılmıyor?
Bu sorulara cevap verilemedikçe ve gereği yapılmadıkça çok sevdiğimiz ordumuzu yanlış güvenlik politikalarının yıprattığını görebileceğiz.
Orduya güveni artırmak istiyorsak yukarıda saydığımız kuşkuları gidermekten başka yol yoktur.
NEVZAT TARHAN - HABER 7
ntarhan@gmail.com
TSK güven anketi nasıl yorumlanmalı?
4/5/2009 · Kategori: MAKALE
SEÇİMLER SONRASI YOL HARİTAMIZ
17/4/2009 · Kategori: MAKALE
BU GİDİŞ NEREYE
23/3/2009 · Kategori: MAKALE
Bir önceki yazımın konusu, İmam Hatipliler Bara gider mi idi. Tüm insanların Âdem’in (a.s.) nesli olduğunu düşünürsek insanların nerelere gittiğini ve daha nerelere gidebileceğini tahmin etmek güç olmasa gerek. Malumdur ki, Âdem (a.s.) Cennetten çıkartılıp dünyaya gönderildiğinde Rabbine isyan etmemiş ve kovulduğu kapıya sırtını dönmemiştir. Hatasını anlayıp duaya yönelmiş ve af dilemiştir. Âdem (a.s.)ı şaşırtan ve cennetten çıkarılmasına sebep olan şeytan ise Rabbi’ne asi olup isyan etmiş ve dua kapısını kapatarak Rabbinden insanları kıyamete kadar şaşırtıp yoldan çıkartmak için müsaade almıştır. Burada bir ayrıntıya dikkat çekmek isterim Şeytan Ben seni tanımam demiyor, Rabbim bana kıyamete kadar müsaade et diyerek kibirleniyor. Kendini Rabbi karşısında yüceltmek istiyor. Rabbine karşı kural koyuyor. İlahi kanunları tanımayıp kendi kurallarını ön plana çıkartan, Rabbiyle pazarlık yapan insanlarda bir nevi şeytanlaşarak mürşitleri olan şeytan yolundan giderek asi oluyorlar.
Bir önceki yazımda insanların imtihanda olduğunu ve şaşırabileceklerini, fakat hatalarını anlamak ve iman yoluna dönmek için kendilerine mühlet verildiğinden bahsetmiştik.
Evet, insanlar imtihandadır. Bir kısmı şeytani yolda ısrar ederek dua kapısını, tevbe kapısını kapatanlar, diğer kısmı da hatalarına tevbe edip dua kapısından girenlerdir.
Nereye doğru gittiğimize bakmalıyız. Evet, iki yol var. Bir hak diğeri ise batıldır.
Rabbimiz, Âdem (a.s)’ın duasını kabul ederek O’nu hem kendisi ile beraber yarattığı eşi, Havva validemize kavuşturuyor, hem de evlatlarına Peygamber tayin ediyor, dolayısı ile Hak ve batıl olan yolları gösteriyor. Bu yol öyle çetin bir yol ki mücadele daha ilk evlatlardan başlıyor.
Tebliğ de ilk evlatlardan başlıyor. Onları bu günün dünya nüfusuna kıyaslarsak, küçücük bir aile olarak uzun yıllar bir arada yaşadıklarını ama imtihanlarının ne kadar çetin olduğunu daha iyi anlarız. Bir kısmının hem babaları hem peygamberleri olan Âdem (a.s.)’ın yolundan gittikleri, bazılarının ise sapıtarak cahiller ve zalimler güruhuna dönüştüğünü insanlık tarihi boyunca gönderilen 124.000 peygamber ve milyonlarca âlim zatlar haber vermişler ve kendi zamanlarının halklarına ilahi emirleri tebliğ etmeğe devam etmişlerdir.
Oysa bu günün hayat standartları ile insanların biri birlerine kilometrelerce uzaklaştığını, kalabalık toplumlarda bile yapayalnız kalakaldıklarını anlamak sanırım zor olmasa gerektir. Âdem ve Havva’nın sadece iki kişi iken, yani sadece iki ayrı karakter iken bu gün 7 milyara yaklaşan devasa bir kalabalık kadar farklı karakterlere ulaştığını, her birinin ayrı ayrı Âdemler ve Havvalar olduğunu anlamak zor olmasa gerektir.
Bizler hepimiz Peygamber çocuklarıyız ama bakıyoruz dünyaya işte bu kadar ayrı insanlarız.
İmam hatipliler bara gider mi, gitmez mi diye sorularla zaten bölünmüş, hiziplere ayrılmış toplumumuzu daha derin kamplara bölmek sanırım sadece sayısal değerlerin tasnifine yarar, başka bir faydası olmaz. Kimin hangi istikamete gideceği, hayatını nasıl devam ettireceği sonuçta iki yoldan hangisini seçeceği alacağı eğitimle bir nebze belli olsa da asıl istikamet tahkiki imanı kazanıp kazanamadığı ile ilgilidir. Yoksa zulme boğulmuş dünyamızın, zalimler ve mazlumlar ile dolup taşmasını nasıl izah edeceğiz.
Dünyanın dört bir yanından İslam’a koşanlar ile İmam hatiplere gidip İslam’dan uzaklaşanları nasıl anlayacağız. İnsanlık nereye doğru gidiyor. Ferd olarak insanlar nereye gidiyor. İmanın çelik kaleleri dururken zulmün karanlıkları insanların kalplerini nasıl işgal ediyor.
Âdem (a.s.) cennetten çıkarıldığı halde Rabbine dönüp “Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz
” (A’raf – 23) diye niyazkarane dua etmese idi nasıl affedilecekti.
Şimdi tekrar düşünmeliyiz. Âdem (a.s.) babamız gibi Rabbimize sığınıp iman yolundan mı gideceğiz, yoksa şeytan gibi önce asi olup sonrada madem beni lanetledin o halde kıyamete kadar zulme devam mı diyeceğiz.
Ne tarafa gideceğiz.
Evet, yol ikidir. Biri İman ve selamet yolu, diğeri isyan ve cehennem yoludur.
Herkes kendi yolunu seçecektir.
Rabbim doğru tercih yapmayı nasip etsin.
Ahmet TÜRKAN
SEN DOĞRU OL, KEM BELASINI BULUR
23/3/2009 · Kategori: KISSADAN HISSE
'-Sen doğru ol kem belasını bulur.Sen doğru ol kem belasını bulur.'Diye diye dolaşıyormuş.Padişahın biri tebdil-i kıyafet çarşıda gezerken dervişin sözlerini duymuş,ilgisini çekmiş ve dervişe :
İyi dervişimiz:
Sahte derviş bir sabah gerçek dervişimizi çorba içmeye davet etmiş.Garsona da gizlice arkadaşının çorbasına bol sarmısak koymasını tembihlemiş.Gerçek dervişin
Son Yazılarım
- TOPLUM GERÇEKTEN DİNDARLAŞIYOR MU?
- HZ. MEVLANA'DAN ÖZLÜ SÖZLER
- Komutan sabah koşusunda KONUŞAMAZ
- POZİTİF YAŞAM İÇİN.....
- RESULALLAH BUYURUYOR Kİ
- PİKNİK ALANLARI
- RECEP AYI VE REGAİP KANDİLİ
- VEDA HUTBESİ
- TSK güven anketi nasıl yorumlanmalı?
- SEÇİMLER SONRASI YOL HARİTAMIZ
- BU GİDİŞ NEREYE
- SEN DOĞRU OL, KEM BELASINI BULUR
- EY RABBİMİZ EY HALIKIMIZ
- DAVOS ÇIKIŞI YENİ BİR SÜRECİN BAŞLANGICIDIR
- TARİHTEN DERS ALMAK
- MÜZİK VE İNSAN BEYNİ
- ABDUSSAMED ABDULBASED
- UYUŞTURUCU İRTİCANIN GÖLGESİ Mİ?
- VİCDANLI OL SAYIN GENERALİM
- YAŞ MAĞDURLARI VE ERGENEKON
Kategorilerim
Arkadaşlarım
- ahsennur
- lfcnet
- sensizken
- annelerimiz
- mansur
- nurulenvar
- dilefkar
- ibretlik
- dkabogretmeni
- kumboncuk
- alesta94
- cemilzekikaya
- ahmet turkan
- erkambin
- bilalk14
- banucagri
- altunsilsile
- bilimhaberleri
- nurcuu
- gonuldostu1
- altanselim38
- cocukgelisimindebirnumara
- rufeydem
- akp2007
- dogayageridonus
- horseracing
Bağlantılarım
- MP 3 DİNLEMEK İSTERMİSİNİZ
- MÜZİKLERİ VİDEODAN İZLE
- GOOGLE özel
- ÖZEL SPACEM
- MEHMET SPACE
- ABDÜLKADİR SPACE
- OSMANLI MÜZİKLERİ
- ŞİİR DEFTERİ
- İNDİR
- DOWNLOAD ARŞİVİ
- ŞİİRLER BERZAHI
- E-DEVLET
- TSK
- T.B.M.M.
- DİVAN
- DİYANET
- TÜRKÇE SÖZLÜK
- GAZETELER
- MERKEZ BANKASI
- SERANİT
- REEL SEKTÖR
- RİSALE
- OSMANLICA SİTESİ
- SİYAH NUR
- SATINALMCILAR İÇİN İLGİNÇ BİR SİTE
- OSMANLI TARİHİNE MERAKLILAR İÇİN
- YAHOO VİDEO
- İSLAMİ DEĞERLERİ ÖĞRENİN
- İSTİKLAL MARŞI