-Ey olmamasini istedigi meydana gelmesine engel olan Mânî
-Ey zararli seyleri ve manileri defeden Dâfi
-Ey faydali seyleri yapan Nafî
-Ey bütün sesleri isiten Sem'î
-Ey dilediklerinin mertebesini yükselten Rafî
-Ey herseyi san'atla yapan Sânî
-Ey kullarina sefaat eden Safî
-Ey istedigini istedigi sekilde toplayan Camî
-Ey ilim ve ihsani herseyi içine alan Vasî
-Ey istedigi seyi istedigi sekilde genisletip bollastiran Mûsî
-Ey bütün sanatlarin sanatkâri
-Ey bütün mahsulatlarin yaraticisi
-Ey bütün riziklananlarin rizik vericisi
-Ey bütün sahip olunanlarin sahibi
-Ey bütün sikintiya düsenlerin ferahlaticisi
-Ey bütün üzüntüye düsenlerin sevindiricisi
-Ey bütün merhamet olunanlarin merhamet edicisi
-Ey bütün yardimcisiz kalanlarin yardimcisi
-Ey bütün ayiplilarin ayibini örten
-Ey bütün zulme ugrayanlarin siginagi
-Ey sikintim aninda hazirligim
-Ey musibetim aninda ümidim
-Ey yalnizligim aninda arkadasim
-Ey gurbetligimde dostum
-Ey nimetlendigim anda sahibim,
-Ey kederim aninda ferahlaticim
-Ey ihtiyacim aninda yardimima koian,
-Ey zor durumumda siginagim,
-Ey korkum aninda yardimcim,
-Ey saskinligim aninda yol göstericim,
-Ey gayblari bilen,
-Ey günahlari bagislayan,
-Ey ayiblari örten,
-Ey sikintilari kaldiran,
-Ey kalpleri degistiren,
-Ey kalpleri süsleyen,
-Ey kalpleri nurlandiran,
-Ey kalplerin tabibi,
-Ey kalplerin sevgilisi,
-Ey kalplerin dostu,
-Ey yücelik ve ululuk sahibi Celil
-Ey gerçek güzellik sahibi Cemil,
-Ey kendine güvenen kullarinin isini en iyi yoluna koyan Vekil,
-Ey kullarinin takatini asan islerini üzerine alan kefil,
-Ey kullarina yol gösteren delil,
-Ey kullarinin hata ve yanlislarini bagislayan Mukil,
-Ey her seyden haberdar olan Habir,
-Ey lütuf u keremi bol olan latif,
-Ey sonsuz izzet sahibi Aziz,
-Ey bütün mevcudatin gerçek sahibi ve hükümdari olan Melik,
-Ey saskinlarin yol göstericisi,
-Ey yardim isteyenlerin yardimcisi,
-Ey medet isteyenlerin imdat edicisi,
-Ey korunmak isteyenlerin koruyucusu,
-Ey asilerin siginagi,
-Ey günahkarlarin bagislayicisi,
-Ey korkanlara emniyet veren,
-Ey miskinlere merhamet eden,
-Ey yalnizlik duyanlarin dostu,
-Ey darda kalanlarin dualarina cevap veren
Sen bütün kusur ve noksan sifatlardan münezzehsin, Senden baska Ilah yok ki bize imdat etsin. Emân ver bize, emân diliyoruz. Bizi Cehennemden Kurtar..
Gönderen: Zahide BASAKA (Group Zahidan)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (1)
Yorum yaz!
Türkiye, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan ağzından Davos'ta, zalimlere karşı mazlumların koruyucusu olduğunu ve İslâm Aleminin hukukunu korumaya hazır olduğunu açıklamıştır.
Özlediğimiz tavır Davos'ta sergilenmiştir.
Verilen tepki, dünya lideri ülkelerine yaraşır bir tepki idi.
Ezik insanların yorumları, bu tarihi olayı yanlış gösteremez.
Dış temsilcilerimiz daha kişilikli olmalıdır.
Türkiye'nin gücünü ve önemini, önce kendi insanımız anlamalıdır.
İsrail, dünyada görmediği tepkiyi Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan'dan almıştır.
İsrail'e karşı, askeri gücü devreye sokmak kadar önemli bir kararlılık ve ağırlık konulmuştur.
İsrail bundan sonra pervasız davranamayacaktır.
Katliamlarına devam edemeyecektir.
Türkiye'nin ikazları daha fazla dikkate alınacaktır.
Anladığı üslupla, Türkiye'nin kararlılığı anlatılmıştır.
Filistin halkı Türkiye'nin bu açık ve kararlı desteğini, hak savunuculuğunda ne kadar kararlı olduğunu, kendileri için hangi ilişkilerden vazgeçebileceğini görerek, büyük destek alacaktır.
Mukavemeti artacaktır.
İsrail'e boyun eğmeyecektir.
İslâm'ın, Filistin'deki, şehadeti göze almış ordusu olmaya devam edecektir.
İsrail'in arkasındaki Haçlı Zihniyeti, İsrail'in girişeceği her aktif harekette, dönüp Türkiye'ye bakacaktır.
Türkiye batı dünyasında yeni bir yer edinmiştir.
Bölge lideri olduğunu göstermiştir.
Türkiye'nin itibarı artmıştır.
Batı ile daha şahsiyetli ilişkilerin başladığı bir döneme girilecektir.
Bu çıkış, İslâm Alemindeki dağınıklığın giderilmesinin kıvılcımı olacaktır.
İslâm Ülkeleri arasındaki saflar sıklaşacaktır.
Türkiye'nin yapacağı müspet girişimler, hem Arap, hem de İslâm ülkeleri tarafından desteklenecektir.
İslâm Savunma İşbirliği, İslâm Aleminin kurtuluşu olacaktır.
Davos çıkışının, bu sürecin başlangıcı olmasını dileriz.
Başbakanımıza teşekkür ediyoruz. 29 Ocak 2009
Adnan Tanrıverdi
E. Tuğgeneral
ASDER Gnl. Bşk.
http://as-der.org.tr/index.php?option=com_content&task=view&id=663&Itemid=48
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!
İsteriz ki tarihçiler gerçekleri yazsın. İsteriz ki tarih bize ders olsun. İsteriz ki tarih alnımızda kara bir leke olmasın. Osmanlı tarihi şanlı şerefli sayfalarla dolu. Ama birileri karalamak istiyor.
Buyrun Aşağıdaki yazıyı
TARİHTEN İBRET ALMAK İÇİN OKUYUN
Abdülhamid içki içer miydi?
Tarihin dalgaları, kimlik sorunlarımızın artışına paralel olarak toplumsal hafızanın kıyısına giderek daha sık çarpar oldu.
Kimlik cüzdanımızda o bir türlü kapatamadığımız boşluğu, tarihe giderek çözebileceğimizi umuyor, bu yüzden tarih okuyor, tarih dinliyor, tarih 'seyrediyoruz'! Ancak televizyon programlarının zaman zaman zihinleri çorbaya çevirme fırsatı kollayanların elinde zehirleyici birer alet olabildiği de bir gerçek.
Nitekim Murat Bardakçı, 4 Ocak 2009 akşamı Kanal 1'de o kadar çok sayıda çam devirdi ki, sayamadım. Herkesi cahil buluyor Bardakçı; zaten kendisinden başka bu ülkede doğru dürüst Osmanlıca okumayı bilen de yok. Oysa büyük ölçüde Vahdettin'in ailesinin kendisine verdiği belgeleri düzenlemekten ibaret bir çalışma olan "Şahbaba"da bile yığınla Osmanlıca okuma hatasını görmezden gelmek için kör olmak lazım. En basiti, sayfa 574'e koyduğu Harbiye Nazırı Şakir Bey imzalı 2 No'lu belgedeki "lede't-tezekkür" ibaresini "ledet'-tezkir" okumuştur. Ortalama Osmanlıca bilgisine sahip birisi bile kelimenin "tezkir" okunması için "kef" harfinden sonra "ya" harfinin gelmesi lazım geldiğini bilir.
Hata aramaya devam edersek, "tarihçimiz"in aynı kitabın 475. sayfasında okumaya çalıştığı mektubun bir tek sayfasında tam 5 yanlış yaptığını görürüz. Mesela Vahdettin'in "Cenâb-ı Erhamü'r-Rahîmîn" ibaresi, grameri ve anlamı tamamen bozularak "cenabu'r-rahmanu'r-rahim" haline getirilmiş. İnsanın Arapça bilmesine gerek yok, biraz camiye devam etmiş bir kimse bile kulak aşinası olurdu bu klasik dinî ibareye.
Devam edelim. Ufak tefekleri atlıyorum ama Bardakçı'nın "tahsîn" kelimesini "tahmin" diye okumasına ne demeli bilmem? Bir kere kelimenin "tahmin" okunabilmesi için "ha" harfinin üzerinde nokta ve "mim" harfinin de bir çentiği olmalı değil miydi? Tabii "erae" kelimesi de yanlış okunmuş, aslı "irâe" olacaktı vs.
Uzatmak mümkünse de bunlar 25 Mart 2001 günkü "Hürriyet"te Tanzimat'ı 1826 yılında ilan ettirmesi gibi fahiş hatalar yanında affedilir cinsten sayılır. Ne var ki Tanzimat'ı tam 13 yıl önce ilan ettiren bu hata dahi Abdülhamid'in içki içtiği iddiası yanında çocuk oyuncağı kalır.
Bize sürekli belge olmadan tarih yazılmaz, diye pes perdeden dersler veren Bardakçı, bu iddiasında neyi delil gösteriyor, biliyor musunuz? Hanedan reisi Osman Ertuğrul Efendi'nin bir çocukluk hatırasını. Kendisine demiş ki, "Dedem Porto şarabı içerdi, hatta içtiğiyle yetinmez, şifadır diye bize de tattırırdı." Delil dediği bu.
Bir kere Osman Ertuğrul Efendi'nin doğum tarihi 18 Ağustos 1912'dir. Onun görebileceği tarihlerde Abdülhamid, Beylerbeyi Sarayı'nda hapistir. Evlatları ancak bazı bayramlarda, bir de çok özel izinlerle görüşebilirlerdi babalarıyla (yanlarında bazen torunlarının bulunduğu da olurdu). Özel doktoru Atıf Hüseyin Bey'in notlarından, ölümünden önce kızlarıyla yaptığı son görüşmenin 22 Temmuz 1917'ye rastlayan Kurban Bayramı'nın 3. gününde gerçekleştiğini öğreniyoruz. Osman Ertuğrul Efendi eğer o gün dedesini görmüş ise -ki bu da kesin değil-, o sırada henüz 4 yaşını 11 ay geçmiş bir ufaklıktır. Bu durumda bacak kadar çocuğun şarap markasını hatırlaması gibi bir hafıza mucizesi karşısındayız demektir. (O ânı 90 küsur yıl sonra ayrıntısıyla hatırlaması da ayrı bir mucize sayılmalı değil midir?)
Bardakçı'ya ne kadar güvenilir?
Bir kere gözaltında bulundurulduğu Beylerbeyi Sarayı'nda mübarek bayram günü elinde şarap kadehiyle torununu karşılayan bir dedeyi düşünmenin garabeti bir yana, Atıf Hüseyin Bey'in günü gününe tuttuğu notlarda onun içki içtiğine dair hiçbir ipucu vermeyişini neye yormalıyız? Abdülhamid'den pek de haz ettiğini söyleyemeyeceğimiz doktorun Selanik ve Beylerbeyi'ndeki 9 yıllık mahpusluk günlerinde bir tek defa olsun içki içmekte olduğundan söz etmemiş olması yeterince anlamlı bir cevap değil midir?
Aşağıda kendisini en yakından tanıyan güvenilir şahısların dilinden Abdülhamid'in içki içmediğine dair tanıklıkları okuyacaksınız. Fakat meselenin bilimsel değil, maalesef politik olduğunu da hatırlatalım. Abdülhamid bahane yani. Asıl dava başka.
Sizin anlayacağınız, bu milletin Abdülhamid'in etrafında sımsıkı kenetlendiğini görenler, hazmedemiyorlar bu sevgiyi. Bu yüzden işleri güçleri, milletin değerlerini gözden düşürmek, hassasiyetlerini kaşımak ve onları kendi yorum tekellerinde tutmak oluyor.
Ben şahsen Bardakçı'nın, "Şahbaba" ile bir kesimin Vahdettin aleyhindeki direncini kırmasını takdir etsem de, titizliğine ve en önemlisi de samimiyetine güvenmiyorum. Çalakalem ve belden aşağı vuruşlarla tarihi yağmalıyor ve değiştiriyor. Öyle olmasa, sokaklardaki 'çıplak denilecek derecede açık saçık' giyinenlere yönelik bir düzenleme yapılması için verdiği emri çarpıtıp "Abdülhamid çarşafı yasaklamıştı" diye yutturmaya kalkmadan önce belgeyi okuyup ne dediğini anlamaya çalışırdı. (haberturk.com, 8 Şubat 2008)
Kendi hatalarına bakacaklarına, bu ülkenin yetiştirdiği değerlere sataşmayı ve onların sırtından prim elde etmeyi marifet sayan bir kesim hiç eksilmedi Türkiye'de maalesef.
İttihatçılık böyle bir şey işte. Çamur at, izi kalsın. Amacına ulaştıktan sonra insanların zihinleri karışmış, umurlarında değil. Bunlara en iyi cevabı vaktiyle Ahmed Rıza Bey vermiş, İttihat ve Terakki'nin Merkez-i Umumi'sinde Talat Paşa ve Eyüp Sabri Bey'in yüzlerine şu acı sözleri tokat gibi çarpmıştı:
"Ayıp, ayıp. Bu adam 32 sene Hakan ve Halife idi. Sultan Hamid için şu söylenen, yazılan, çizilenlerin büyük kısmının yalan ve iftira olduğunu bildiğimiz halde, nasıl tahammül edip imkân veriyoruz? Bu iftira selinin yarınki muhatapları da bizler olacağız."
Dediği gibi olmadı mı?
Tarihten ders almak bunun için önemlidir işte.
İŞTE TANIKLAR
"Abdülhamid içki içmezdi"
Şadiye Osmanoğlu (kızı)
Babam içki içmez, içenleri hoş görmezdi. Saraya sokulmasını da yasak etmişti. Dindar, Allah'ına bağlı, büyük bir Müslüman idi. Abdestsiz yere basmazdı.
Ayşe Osmanoğlu (kızı)
Babam doğru ve tam dinî itikada sahip bir Müslüman'dan başka bir şey değildir. Beş vakit namazını kılar, Kur'ân-ı Kerim okurdu. Herkesin namaz kılmasını, camilere devam edilmesini çok isterdi. Sarayın hususî bahçesinde beş vakit Ezân-ı Muhammedî okunurdu.
Celâleddin Velora Paşa (Avlonyalı Ferid Paşa'nın oğlu)
Az yer, içki içmez, kumar oynamaz, ibadetinde kusur göstermezdi. Çok defa; "Boş olan bu hayatı, Tanrı'ya teşekkür için ibadetle geçirmek gerekir." derdi.
Semih Mümtaz (Reşid Mümtaz Paşa'nın oğlu)
Şehzadeliğinde bilhassa açıklıklarda yemek yemeyi tercih eder, bu gibi âlemlerin içkisiz eğlencelerine iltifat eylerdi.
İbnülemin Mahmud Kemal İnal (alim)
Ayş ü işrete ve fuhş u rezîlete rağbet etmezdi. Salâbet-i diniyyesi müsellem bir Müslim idi. Ferâiz-i diniyyeyi edâda asla tekâsül [kusur] göstermezdi.
Meraklısı için notlar
Abdülhamid'in iki kızı, babalarını dindarlığı ve içkiye yaklaşımını bizimle paylaştılar: Ayşe Osmanoğlu, "Babam Abdülhamid", 1960, s. 11-22; Şadiye Osmanoğlu, "Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri", 1966, s. 22.
Abdülhamid'in içki içmediğini iki paşa oğlu dile getirmiştir: Celaleddin Velora Paşa, "Madalyonun Tersi", İst. 1970, s. 16; Semih Mümtaz S., "Sultan Hamid'in Hususiyetleri", Resimli Tarih Mecm., Temmuz 1950, s. 244-46.
İbnülemin Mahmud Kemal İnal "Son Sadrazamlar"ında Abdülhamid'in içki içmediğinden birkaç yerde söz eder. Cüz VIII, 1948, s. 1288-89 ve 1301.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (yok)
Yorum yaz!